Hz. Peygamber, genel olarak çocukları sever, onlara selam verir, onlarla ilgilenir, onlara değer verir, onlara dua eder, onları öper-koklar, onlarla şakalaşır ve onlarla oynaşırdı. Şu birkaç örnek onun tüm çocuklara olan ilgi ve sevgisini anlatmaya yeter mahiyettedir:

Oğlu İbrahim’in ölümüne ağlamış ve bunun sebebini şöyle açıklamıştır: “Bu bir merhamet göstergesidir. Gözümüz yaşarır, gönlümüz mahzun olur. Ama asla Rabbimizi razı etmeyecek söz söylemeyiz. Ey İbrahim, senin ayrılığın gerçekten bizleri mahzun etti.” (Buharî, Cenâiz 44; Müslim, Fedâil 62; Ebû Davûd, Cenâiz, 28)

Torunları Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle buyurmuştur: “Allahım ben o ikisini seviyorum, Sen de sev, onları seveni de sev.” (Buharî, Libas 60; Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 57-59; İbn Mace, Mukaddime 11; Tirmizî, Menakıb 30; Ahmed, II, 249) “Hasan ve Hüseyin’i seven beni sevmiş, onlara kin tutan bana kin tutmuş olur.” (Ahmed, II, 288, 531) “Onlar benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.” (Buharî, Fedailü’s-Sahabe, 22, Edeb 18; Tirmizî, Menakıb, 30)

“Ey ehlibeyit! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab, 33) ayeti inince Peygamberimiz, Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i elbisesiyle bürüyüp şöyle buyurmuştur: “Allahım, bunlar benim ehlibeytimdir. Bunlardan günah kirini gider ve bunları tertemiz yap.” (Taberî, Tefsîr, XXII, 6-8; Ahmed, V, 292) Bunu gören eşi Hz. Ümmü Seleme, “Ben ve kızım ne olacağız” deyince Peygamberimiz, “Sen de kızın da ehlibeyittensiniz” (Aişe A. Bint Şâtî, age, II, 139) buyurarak, eşine ve üvey kızına iltifat etmiştir.

Torunu olan ve Hz. Osman-Rukayye çiftinden olma Abdullah’ı altı yaşında horoz gagalamıştı. Çocuk hastalanıp hicretin 4. yılında ölmüştü. Namazını Peygamberimiz kıldırmış, mezar taşını dikmiş ve sonra şöyle buyurmuştu: “Yüce Allah, kullarından merhametli ve yufka yürekli olanlara rahmet eder.” (Köksal, age, XI, 133)

Çocuklarına ve torunlarına atalarının isimlerini (Abdullah, İbrahim, Fatıma) koymuş, onları en güzel şekilde yetiştirmiş, onlarla her zaman özel ilgilenmiş, onlara bol bol dua etmiştir. Hz. Fatıma gelin olduktan sonra altı ay kadar evine uğrayarak onları namaza kaldırmıştır. (Bkz. Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXII, 6)

Hicretin 8. senesinde Mariye’den oğlu İbrahim dünyaya geldi. Ona atasının adını koydu.

Yıllarca onun hizmetinde bulunan Enes b. Malik, “Ben ev halkına Hz. Peygamberden daha şefkatli olan birini görmedim” der. (Müslim, Kitabü’l-Mesâcid 267; Köksal, age, XV, 565-568)

Namaz kılarken torunlarından biri sırtına çıkmış, bu yüzden namazı biraz uzatmıştı. (Nesâî, İftitah, 83) Bir defasında namazını kısa tutmuş ve sebebinin soranlara “Bir çocuk ağlaması duydum ve annesi üzülmesin diye namazı kısa tuttum.” (Nesâî, Kıble, 35) buyurmuştur.

O, her zaman çocukları kucağına almış öpüp okşamıştır. (Buharî, Edeb 22) On tane çocuğu olduğu halde hiç birisini alıp öpmediğini söyleyen bir adama, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Allah kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim!” (Buharî, Edeb, 22) “Çocuğu olan çocuklaşsın” (İbrahim Canan, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, İstanbul, 1982, s, 251; Deylemî, Müsned, II, 136 b) Çocuklarla ilgilendiği gibi gençlerle de özellikle ilgilenmiş, onları ciddiye almış, onlara değer vermiştir.