Resûl-i Ekrem’e âhiret hayatında verilen üstünlükler pek çoktur.

Allah’ın Hz. İbrahim (as)’i dost edinmesini (Nisâ, 24/125), Musa (as)’ya hitap ederek konuşmasını (Nisâ, 4/164), İsâ (as)’nın Allah’ın kelimesi ve ruhu olmasını (Nisâ, 4/171), Hz. Âdem (as)’in Allah nezdinde seçilmiş bir kul vasfı taşımasını hayret verici bulan bazı sahâbîlere Resûlullah (asm) bunların hepsinin doğru olduğunu söylemiştir.

Ancak kendisinin de Allah’ın habibi olduğunu, kıyamet gününde Âdem (as)’in ve diğer peygamberlerin kendisinin dûnunda bir mevkide bulunacağını, hamd sancağını kendisinin taşıyacağını, ilk defa kendisinin şefaat edeceğini, cennetin kapı halkalarını ilk önce kendisinin hareket ettireceğini, Allah’ın ilk defa kendisini içeri alacağını, beraberinde de müminlerin fakirlerinin bulunacağını ve Allah katında öncekilerin ve sonrakilerin en değerlisinin kendisi olduğunu belirtmiş, bu özelliklerin her birinin sonunda,

“Bunu övünmek için söylemiyorum.” cümlesini tekrarlamıştır

(Dârimî, Mukaddime 8; Tirmizî, Menâkıb 1).

Ayrıca Resûl-i Ekrem (asm), kabirden ilk defa kendisinin çıkacağını, kimsenin konuşmaya cesaret edemeyeceği o dehşetli günde, bütün insanlar adına konuşup huzûr-ı ilâhîde onların dertlerini anlatacağını,  arasat meydanındaki vakfenin uzayıp insanların alabildiğine bunalacağı kıyamet gününde, hesabın başlaması için kendisinin şefaat edeceğini, ümitsizliğe düştükleri zaman şefaatinin kabul edildiğini onlara müjdeleyeceğini bildirmiştir.

Hz. Peygamber (asm) ve ümmeti dünyada son peygamber ve son ümmet olmakla beraber, âhirette en önde bulunacaklardır. (Buhârî, Cuma 1, 12; Müslim, Cuma 19. 21)

Resûl-i Ekrem (asm)’in âhiretle ilgili faziletleri arasında şefaat hakkı önemli bir yer tutar. Her peygamberin kabul edilmiş bir duası olduğunu söyleyen Resûlullah (asm), kendi duasını kıyamet gününde ümmetine şefaat etmek için sakladığını haber vermiştir. (Müslim, İmân 335).

Resûlullah (asm)’a verilen önceki peygamberlere verilmeyen beş özellik

(Buhârî, Teyemmüm 3, Salât 56; Müslim, Mesâcid 3)

Hz. Peygamber (asm)’e bir aylık mesafeden düşmanlarının kalbine korku salma özelliği verilmiş,

Yeryüzü namazgâh, temiz ve temizlik sebebi kılınmış, ganimetler ona helâl sayılmış, diğer nebiler sadece kendi kavimlerine gönderildiği halde o bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiş ve kendisine şefaat etme hakkı tanınmıştır.

Başka bir rivayette, bu özelliklerin yanında kendisine az sözle çok mana ifade etme (cevâmiu’l-kelim) kabiliyeti verildiği ve rüyasında yeryüzü hazinelerine ait anahtarların getirilip önüne konulduğu bildirilir.

Resûl-i Ekrem (asm)’in dünyaya ait üstünlüklerinden biri de en temiz ve en şerefli bir soydan gelmesidir.

Bunu çeşitli ifadelerinde belirten Hz. Peygamber (asm) (Müsned, II, 373; Buhârî, Menâkıb 23) soyunun hep meşru evliliklerle süregeldiğini söylemiştir. (Süyûtî, Hasais, I, 37)

Onun bu üstünlüğü, kendisinden sonra neslini sürdüren Ehl-i beyt ile devam etmiştir. Allah Teâlâ’nın Ehl-i beytten, pisliği giderip onları tertemiz kılmayı arzu ettiği (Ahzâb, 33/33),

Resûlullah (asm)’a malın kiri sayılan zekâtı ve sadakayı yasakladığı, buna karşılık ganimetlerin beşte birini kendisine ve Resulüne ayırdığı (Enfâl, 8/41; Haşr, 59/7) dikkate alınınca, Hz. Peygamber (asm)’in asalet ve temizliğin zirvesinde olduğu anlaşılır.

Son peygamber Hz. Muhammed (asm)’in kıyamete kadar devam etmek üzere getirdiği İslâmiyet’in en mükemmel din olması gerekir. Ayrıca Resûl-i Ekrem (asm), dinlerin topluma kazandırmaya çalıştığı iyi ve güzel ahlâkı tamamlamak, sözleri ve fiilleriyle onu temsil etmek amacıyla gönderildiğini açıklamıştır. (Müsned, II, 381; Muvatta, Hüsnü’l-huluk 8)

Şüphe yok ki bu üstün görevi yerine getirebilmek için güzel ahlâkın doruk noktasında bulunmak gerekir. Bu sebeple Resûlullah (asm) en üstün ahlâk ve faziletlerle donatılmıştır (Kalem, 68/4).

Bunların yanında Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber (asm)’in müminlere kendi canlarından, dolayısıyla öz babalarından daha yakın ve daha müşfik olduğu ifade edilmiş ve eşleri de bütün Müslümanların anneleri olarak nitelendirilmiştir. (Ahzâb, 33/6, 53)

Vesile, Cennetteki En Yüksek Derecedir. Oraya Ancak RasûluIIah (s.a.s.) Ulaşabilir:

Sahih-i Müslim’de… Abdullah b. Amr b. Âs’tan rivayet olundu ki; Ra-sûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Müezzini(n ezanını) duyduğunuzda onun dediklerini tekrarlayın. Son­ra bana salât okuyun. Çünkü bana bir salât okuyana Allahtan, benim için ve­sileyi isteyin. Doğrusu kim benim için Allah’tan vesileyi isterse, ona şefa­attim) helâl olur.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bana salât okuduğunuzda Allahtan benim için vesileyi isteyin.” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Vesile nedir?” diye sordu. RasûluIIah (s.a.s.) buyurdu ki: “Cennetteki en yüksek derecedir. Oraya ancak bir adam ulaşacaktır. Uma­rım ki o adam da ben olurum.“

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet etti ki; Rasû­luIIah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Vesile, Allah katında bir derecedir. Onun üstünde bir derece daha yoktur. Vesileyi bana bahşetmesini Allah’tan dile­yin.“

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Abbas’tan rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan benim için vesileyi isteyin. O makamı dünyadayken benim için isteyen kula kıyamet gününde mutlaka şefaatçi (veya şahid ) olurum.”

SON OLARAK

TEVBE SURESİ 128. (Ey insanlar!) Andolsun ki, size kendinizden bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.

Size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. [bk. 2/129; 3/164]

Bu ayetteki kendinizden ifadesini bazı alimler enfüsikum yerine enfesiküm okumuşlar ve anlamının enfes olduğunu belirtmişlerdir. Peygamberimiz en nefis en hayırlı bir peygamber olarak hayru’l beşerdir.